Son Haberler
Ve Bayram!..

Ve Bayram!..

Bayram deyince içimiz bir hoş olur. Herkesin aklına bayrama dair birkaç güzel hatıra geliverir. Çünkü  bayram günleri, zahiren dünyalık bir telaş gibi görünse de aslında dünyanın ötelendiği, ertelendiği günlerdir. Bayram sevdiklerimizle bir ve beraber olduğumuz günlerdir. Sıla-i rahim gibi yüzde yüz insanî bir güzelliğin tadıldığı, gidebilenlerin memleketine yani bir zamanlar uçtuğu yuvasına geri döndüğü bir zamandır.

Bayram günlerinde anne babamızın, akrabaların, çocukken ellerinde yetiştiğimiz komşuların hayır duasını alırız. Bütün bu güzelliklere bereketli bayram sofraları da eklenince bayramlarımız maddi-manevi ziyafete dönüşür. Ki böyle bir ziyafeti maddileşmiş yeni dünyanın hiçbir ortamı ya da olayı size sunamaz.

En fazla çocuklarımız sever bayramı. Bayram onlar için memleket, yeni elbise, bayram namazı, kalabalık akraba ve arkadaşlar, harçlık, oyun, şeker ve daha nice güzellik demektir. Hele de apartman duvarları arasına sıkışmış çocuklar için bayram, elini öptüğü büyüklerin ellerinden insana dokunuştur. Birkaç şekerleme için ziline bastığı yabancı bir kapının, bir an olsun duvar olmaktan çıkması, bir kapıya dönüşmesidir.

 

Bayrama uyanmak

Bayram sabahı, bu bereketli zaman diliminin en özel saatleridir. Sadece çocuklar değil bütün hane halkı kalbinde bu sevinç ve huzuru derinden hisseder. Sanki bayram namazı öncesinde esen bir rüzgâr kalplere sevinç ekmiştir.

Bayram günlerinde özellikle bayram sabahında yaşadığımız bu özel duygu, elbette bayram maneviyatının bereketidir. Çünkü bayramların  cazibesi sadece toplumsal bir etkiden kaynaklanmaz, yani sadece dünyevî değildir. Pek fark edilmese de bu manevi yön, bayramların ruhu, özü ve enerjisidir. Bu mana, zahirî güzellikleri de beraberinde getirir.

 

‘Dileyin benden’

Allah Rasulü s.a.v. bayram günü gerçekleşen manevi olayları şöyle beyan etmiştir:

“Bayram gecesi ‘câize’ (bahşiş ve hediye) gecesi olarak adlandırılmıştır. Bayram sabahı olunca Allah Tealâ melekleri (müslümanların yaşadığı) yerlere gönderir. Onlar da yeryüzüne inerler. Sokak başlarına dikilerek insanlar ve cinler dışında tüm mahlukatın duyabileceği bir sesle:

– Ey ümmet-i Muhammed, Kerîm olan bir Rabbe (O’nun huzuruna bayram namazına) çıkın ki o bol mükâfat verir ve çok büyük günahları affeder, diye nida ederler.

(Müslümanlar) bayram namazı kılınan yerlere çıktıkları vakit Allah Tealâ meleklere:

– İşçi işini bitirdiğinde karşılığı ne olmalı, buyurur.

– Onun mükâfatı senin ona bolca vereceğin güzel karşılıktır, derler. Allah Tealâ:

– Ey meleklerim! Şüphesiz ben sizi şahit tutuyorum ki gerçekten ben onların oruç ve gece ibadetlerinin sevabını, rızam ve mağfiretim olarak tayin ettim, buyurur.

Allah Tealâ (bayram namazı için toplanmış müminlere) şöyle hitap eder:

– Kullarım, dileyin benden! İzzetim ve celâlim hakkı için bugün şu cemaatinizde benden ahiretiniz için ne dilerseniz vereceğim. Dünyanız için de sizin lehinize olana bakacağım. (…) Bağışlanmış olarak (evlerinize) dönün. Gerçekten beni razı ettiniz, ben de sizden kesinlikle razı oldum.

Böylece melekler Allah Tealâ’nın bu ümmete verdikleriyle sevinip müjdelenirler.”

(Beyhakî, Şu’abu’l-İmân, nr. 3421, 5/276-278; Münzirî, et Tergîb ve’t-Terhîb, 2/100-101) 

Meleklerin bile bu büyük nimetler karşında sevinip müjdelendiği bu kutlu zamanda, bu nimetlerin muhatabı olan müminler farklı bir sevinç yaşarlar, ruh ve kalplerinde süruru derinden hissederler. İşte bayram sabahlarının tazeliğini, nedensiz sevinç ve coşkusunu kulağın değil ama ruhun duyduğu bu seslenişte aramak ve bulmak gerekir.

 

Bayram gecelerinde

Allah Rasulü s.a.v. bu özel günleri ibadetle taçlandırmış, gündüzleri sıla-i rahimle geçirilen bayramların, gecelerini ihyaya teşvik etmiş ve “Bayram gecelerini ihya eden kimsenin kalbi, kalplerin öldüğü günde ölmez.” buyurmuştur.

Kaynaklarımızda Ramazan bayramının manevi yönüne işaret eden rivayetlerden biri de şöyledir:

“Kâ’bu’l-Ahbar r.a.’dan nakledildiğine göre Allah Tealâ Musa a.s.’a şöyle vahyetmiştir:

– Ey Musa! Yolcuysan dön gel! Yürümeyecek kadar hastaysan, onlara seni taşıyıp Ramazan bayramını kutlayacakların toplandığı yerlere ulaştırmalarını emret. Kadınlara, kızlara ve küçük çocuklara da söyle ki seninle birlikte bayram namazı için çıksınlar. Zira şüphesiz ben göklerime ve yerime izin verecek olsaydım elbette onlara selam verirler, kendileriyle konuşurlar ve onlara bayram hediyesi olarak sunmakta olduğum şu ikramlarla müjdelerlerdi:

– Ey benim Ramazanı oruçlu geçirmiş kullarım, yerlerinize, affolunmuş olarak dönün. Gerçekten siz beni razı ettiniz. Ben de orucunuzun sevabını şöyle tayin ettim: Sizi cehennemden azad edeceğim, pek kolay bir hesapla muhasebeye çekeceğim, işlediğiniz küçük günah ve hatalarınızı sizin için gidereceğim.(İftarlık, sahurluk, bayramlık) harcamalarınızı yerine koyacağım, hiç kimsenin önünde küçük düşürmeyeceğim. İzzetim hakkı için Ramazan orucundan sonra şu bulunduğunuz yerde ahiretiniz için benden herhangi bir şey isterseniz mutlaka size vereceğim. Dünya işlerinizden de ne dilerseniz kesinlikle sizin için (hayırlı olana) bakacağım.”

(Ebu Nuaym,6/16; suyuti,ed Dürrü’l-Mensur, 1/224-225)

Bütün bu müjdeler Ramazan ayında bir işçi gibi çalışıp oruçla, teravihle, dua, zikir ve hayır hasenatla yorulan müminler içindir. Gerçek bayram onların bayramıdır. Allah Tealâ cümlemizi, Ramazan-ı Şerif’i en iyi şekilde değerlendirerek bu bahtiyarlığa erenlerden eylesin.

Selim Uğur

Kaynak: Semerkand Dergisi, Ağustos 2013

turk sitesi